
Duygularını bastıran çocuklar
Bir çocuğun sessiz, sakin, uyumlu olması çoğu zaman olumlu bir özellik gibi görülür. Aile büyükleri, öğretmenler ve çevre sıklıkla “ne kadar uslu bir çocuk” diyerek bu özellikleri över; ancak bazı çocuklar için bu “usluluk” hali, içsel bir zorunluluğun, bastırılmış duyguların ve görünmez kalma çabasının bir sonucu olabilir. Duygularını bastıran çocuklar genellikle çevreleriyle uyumlu görünür. Kolay kolay itiraz etmez, ağlamaz, öfkelenmez, kırıldığını ya da rahatsız olduğunu dile getirmez. Bu tür çocuklar dışarıdan “sorunsuz” algılanırken, aslında iç dünyalarında yoğun bir duygu birikimi taşıyor olabilirler. “Problem çıkarmamak” için kendi ihtiyaçlarını ve duygularını geri planda tutmayı öğrenmiş olabilirler. Bu öğrenme bazen erken yaşlarda başlar. Örneğin, ailesi yoğun, stresli ya da mesafeli olan bir çocuk, fark edilmek veya onay almak için “zor olmayan çocuk” rolünü benimseyebilir. Bu çocuklar, sevgi ve onay karşılığında duygularını susturmayı öğrenirler.
Bu bastırma hali, zamanla duyguların tanınmasını ve ifade edilmesini de zorlaştırır. “Üzüldün mü?”, “Kırıldın mı?” gibi sorulara net yanıtlar veremeyebilirler; çünkü ne hissettiklerini ayırt etmeyi yeterince deneyimlememişlerdir. Kendini korumak yerine durumu idare etmeye çalışırlar. Aslında içten içe biriken öfke, üzüntü ya da kaygı, zamanla beden diliyle veya psikosomatik belirtilerle dışa vurulabilir: mide ağrısı, baş dönmesi, iştahsızlık ya da içe kapanma gibi.
Çocukların duygularını bastırmalarının ardında bazen yüksek beklentiler, bazen ceza korkusu, bazen de “aileyi üzmemek” gibi inançlar yatar. Bir çocuk, üzgün hissettiğini belli ettiğinde “ağlama”, “abartma” ya da “güçlü ol” gibi tepkiler alıyorsa, zamanla bu duyguları göstermemeyi öğrenir. Oysa duyguların ifade edilmesi, çocuğun sağlıklı gelişimi için temel bir ihtiyaçtır. Bastırılan duygular yok olmaz, sadece içe doğru işler. Çocuğun ilişkilerini,benlik algısını ve hayatla kurduğu bağı etkiler. Ebeveynler olarak önemli olan, çocuğun sadece “iyi” değil, her türlü duygusuyla kabul edildiğini hissettirmektir. Sessiz kalan çocuğa “İyi misin?” demek yerine, “Biraz sessizsin, bir şey olmuş olabilir mi?” diyebilmek; ağlayan çocuğa “Yeter artık” demek yerine, “Canın neye sıkıldı, anlatmak ister misin?” diyebilmek gerekir. Çocuk ancak duygularının kabul edildiği bir ortamda kendini açabilir.
“Çok uslu” görünen çocuklar belki kimseyi üzmüyor gibi dururlar ama çoğu zaman en çok kendilerini üzmemeye çalışırlar. İçinde kopan fırtınaları bastıran bir çocuğun sessizliği, mutluluğunun değil, yalnızlığının işareti olabilir. Bu nedenle çocukların sadece davranışlarını değil, arkasındaki duygusal ihtiyaçlarını da görmeye çalışmak; onları duygularıyla birlikte kabul etmek, uzun vadede sağlıklı bireyler yetiştirmenin temelidir.
Tüm bu süreçlerle ilgili çocuğunuzda psikolojik, sosyal, duygusal ve davranışsal gelişimini engelleyen durumlar gözlemlerseniz ve bu konu hakkında nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız veya bu konuda desteğe ihtiyaç duyuyorsanız çocuk ve ailelere yönelik psikoterapi hizmetlerimiz hakkında detaylı bilgiye bağlantıdan ulaşabilir, merkezimizden randevu almak için buradan bizlere erişebilirsiniz.
Uzman Psikolog Aslı Keskin