Eşlerden biri terapiye başladığında...

Eşlerden biri terapiye başladığında…

Eşlerden biri terapiye başladığında…

İlişkilerde bir taraf kendini keşfetme yolunda terapiye başlayıp değişim sürecine girdiğinde, diğeri bunu bir tehdit olarak algılayabilir. Ancak değişim kaçınılmazdır ve beraber evrilmek ilişkiyi daha güçlü kılar.

Terapi sürecine girildiğinde eşlerden birinin direnç göstermesi sıklıkla karşılaşılan bir durum. Kriz neredeyse kaçınılmaz olsa da bu aslında yapıcı bir süreç.

“Evlendiğimde ışıldayan her şeye karşı takıntım vardı. Estetisyendim, şık ve fazlasıyla mükemmeliyetçiydim. Özden çok şekle önem veriyordum. Bir gün hiçbir şeyin mükemmel olmadığını ve içimizde değişmez olanı aramamız gerektiğini anlayıp kabul ettim” diyor 52 yaşındaki Şule. Yaşadığı bu farkındalıkla birlikte Şule, yogaya ve nefes çalışması seanslarına başlamış. Eşi Barış ise bu durumu oldukça yadırgamış. “Bana delirdiğimi ve benim yaptığım gibi iç dünyasını altüst edecek bir maceraya hiçbir zaman atılmayacağını söylüyordu. İki yıl boyunca benden gerçekten nefret etti” diye itiraf ediyor Şule.

Kaçınılmaz tartışmalar

Çift terapistleri bu sorunlarla sık sık karşılaşıyorlar. Psikanalist ve Psikoterapist Claude Allais, bu durumun terapi alan kişinin kendi iç dünyasında gerçekleştirdiği bir çalışmanın kanıtı olduğunu söylüyor. Allais, “Eğer bir insan değişiyorsa, mahremiyet, değer görme, kendi hayatının yaratıcısı olma gibi öz ihtiyaçlarına daha fazla temas etmeye başlar. Bu ihtiyaçlar tatmin edilmezse, kişi ihtiyaçlarını tatmin etmek için eşine döner” diyor. Bu yüzden çiftler arasında tartışmalar kaçınılmaz hale gelir.

Psikoterapist Bernadette Blin’e göre, tartışmalar kriz aşamasındaki çiftin aşması gereken ilk etaptır. “Tartışmalar genelde kibirden ve terapi almaya başlayan kişinin az da olsa ‘asi’ tarafından doğar. Çünkü terapiye kendini adamış kişi, bundan başka bir şey konuşmaz, hatta terapi dışında hiçbir şeyden bahsetmez hale gelebilir ve bunu hayatının merkezine oturtabilir. Değişim tehdidi altında kaldığını hisseden partner ise kontrolü ele geçirmek ister ve düzenli ataklarla bu duruma muhalif olduğunu gösterir. Partner için terapi çiftin anlaşmazlığının ana nedeni haline gelebilir ve ‘Eskiden daha iyiydik’ gibi cümleleri dile getirmeye başlayabilir. Bu çok da doğru bir yaklaşım değildir…”

Eşlerin her biri değişim sürecinde rahatsız edici duygularla mücadele eder ama bunları aşmak yapıcıdır.

“… ve partnerinin de bu değişime ayak uydurmasını isteyen kişi kendini aşırı derecede aciz hissetmeye başlar. ‘Yıllar boyunca kocamı değiştirebileceğim fikri ile yaşadım’ diyor Şule. Bu, itaatkâr olmanın ya da tam tersine isyan etmenin artık işe yaramadığı, çocukluktan beri kazanmış olan tam egemenlik arzusunun çoğu zaman şiddetli olarak ortaya çıktığı ve kırılmayı beklediği bir aşamadır.”

Bilinçdışından gelen suçluluk

Değişmek istemeyen eşte, terk edilme ve partnerin üzerindeki hâkimiyetini kaybetmesi korkuları aktiftir. Claude Allais’ye göre, çok fazla özveride bulunan annesine asla yetemeyeceği fikrine sahip küçük bir çocuğun yaşadığı bilinçdışı suçluluk, erkekte değişime direnmeyi ve negatif izdüşümü yoğunlaştırır.

Çift için tehlikeli mi?

Bu açık savaşta, terapi gören tarafın çok büyük bir avantajı vardır. Çünkü beslenebileceği, tercihlerini netleştirebileceği, çatışmanın üstesinden gelebilmek için silahlarını kuşanabileceği bir mekâna sahiptir. Eş de bu tür bir macerayı hiç çekici bulabilir ve bundan istifade etmeye karar verebilir: “Bu tamamen çiftin algısına bağlıdır. Bu bir gelişme yeri ya da ortak yardımlaşma sunan bir yer gibi düşünülebilir. Bu imaj bozulacağı korkusu ve üzüntüsü, her iki tarafın gelişimi için de kaçınılmaz bir aşamadır” diyor Bernadette Blin.

Örneğin, Şule kendisine bu noktada şöyle bir çözüm bulmuş: “Eşimle ilgili olarak artık kendime ‘Gitmeli miyim; yoksa kalmalı mıyım?’ sorularını sormuyorum. Mutlu olduğumu düşünüyorum ama sadece onun sayesinde değil. Hayat beni mutlu kılıyor.”

Bu şekilde Şule, güçsüzlüğünü kırmayı bilenlerden biri haline geldi. “Bu durum kabullenildiğinde, yenilenme hissi ve gerçek bir rahatlama deneyimi sağlıyor” diye açıklıyor Bernadette Blin. Bazılarıysa kendileri ile partnerleri arasındaki kopukluğun büyük olduğunu ve kendi bütünlüklerinin tehlike altında olduğunu hissediyor. Bu yüzden ilişki zarar verici hale geldiğinde, ayrılığın düşünmek yerinde oluyor. Her durumda çift olmak hızlı bir kişisel gelişim faktörü. Claude Allais’nin de belirttiği gibi, “Çiftken, tek olduğumuz hale oranla daha iyi değişiriz. İnsan yaşayan bir varlıktır. Değişimi, yaşam alanına ve bu alanın empoze ettiği zorunluluklara bağlıdır. Bir anlamda partner, her iki tarafın geliştiği duygusal dünyayı temsil eder. Kişinin gelişimi bu ortamın doğası tarafından sekteye uğrayabilir ama iki çelişkili unsurun etkileşimi güçlü bir pozitif değişim de ortaya çıkarabilir.”

Terapiyle ilgili gerçekler

Terapi gerçekleri açığa çıkarır, ilişkideki huzursuzluğun nedeni değildir.

  • Değişmek isteyen kişi avantajlıdır. Kendisini besleyebileceği ve konuşabileceği bir mekâna sahiptir.
  • İlişkideyken, tek başımıza olduğumuz hale oranla daha iyi değişiriz.
  • Her yaşayan canlı gibi insan ve insanın gelişimi, içinde yaşadığı ortama sıkıca bağlıdır.

İzleme önerisi: Aşk Yeniden (Hope Springs), David Frankel, 2012.

Kaynak: Eşlerden biri terapiye başladığında… Psychologies Türkiye, 38–39, (2017, Ekim)